AKREDİTASYONUN ULUSLARARASI BOYUTU
Gelişen teknoloji ile birlikte artış gösteren ürün çeşitliliği ve işlevselliği, beraberinde; kalite, teknik emniyet, dayanıklılık, kullanım gayesine uygunluk yönlerinden ürünlerden beklentilerin yerine getirilmesine dair güvence arayışlarını ortaya çıkarmaktadır. Bu arayışlara cevap teşkil etmek üzere, ürün ve üretime yönelik; belgelendirme, muayene, test ve analiz hizmetleri "uygunluk değerlendirmesi" kavramı altında disipline edilmiş hale getirilmektedir.
Uluslararası kabul edilmiş ortak ölçütlere göre yapılandırılan ve çalıştırılan akreditasyon sistemleri; uygunluk değerlendirmesi hizmetlerinin farklı ülkelerde farklı niteliklerde yürütülmesinin engellenmesi, test ve belgelendirme konusunun ticarette teknik engel haline gelmesine yol açacak bir zemin oluşturma halinin önüne geçilmesi gayesiyle, son 10 yıl içinde gelişen bir çözüm vasıtası olarak devreye girmiştir.
1. Uygunluk Değerlendirmesi Konusunda Uluslararası Standardizasyon Çalışmaları
Uluslararası Standardizasyon Örgütü (ISO), dünya genelinde ulusal standardizasyon kuruluşlarının oluşturduğu bir birliktir. ISO'nun konusu; elektrik ve elektronik mühendisliği standardları dışında, her tür standardizasyon alanını kapsamaktadır. Elektrik ve elektronik mühendisliği standardları ise Uluslararası Elektroteknik Komisyonu (IEC)'nin sorumluluğundadır. ISO ve IEC; uluslararası düzeyde, dünyanın devlet güdümünde olmayan en büyük gönüllü endüstriyel ve teknik birliğini oluşturmaktadır. ISO'nun teknik çalışmaları Uluslararası Standardlar veya Kılavuzlar formunda belirli aralıklarla yayınlanmaktadır.
Uluslararası ticarette yer alan ekonomi operatörleri, iş görüşmeleri ve ticari anlaşmalarda ISO/CASCO (ISO Uygunluk Değerlendirmesi Komitesi) tarafından hazırlanan ISO/IEC kılavuzlarını kullanırlar. Bundan dolayı uluslararası ticaret muamelelerinde bulunan, uygunluk değerlendirmesi hizmeti veren örgütler ISO/IEC kılavuzlarına bağlı kalmak zorundadır. Uygunluk Değerlendirmesi konusunda hazırlanmış ISO/IEC Rehberleri arasında 25, 58, 62 ve 65'nolu Rehberler yaygın olarak kullanılmaktadır.
Aslında; ISO/IEC kılavuzları, bu tarz gerekliliklere yer veren yegane doküman değildir. Avrupa Komisyonu 1986'da EN 45000 standardlar serisini hazırlamaya başlamıştır. O zamandan beri bu standardların kullanımı yeni uygunluk değerlendirmesi politikasına bir anlamda destek olmuş ve uygunluk değerlendirmelerine dair global yaklaşım kararlarında da dikkate alınmıştır.
Avrupa'da; uygunluk değerlendirmesi standardlarının gelişiminden sorumlu olan standardizasyon kuruluşları CEN ve CENELEC'tir. Bu standardlar EN 45000 serisini teşkil etmekte olup, uygunluk değerlendirmesi kriterlerinin uyumlaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki amaç; her tür donanıma sahip bu tip bir kurumun, pazarda yer alan her ülkede kabul edilebilir olmasını kolaylaştırmaya çalışmak ve böylece bu ülkeler arasındaki ticareti artırmaktır. Prensip olarak; ithalatçı ülkenin getirdiği mal, ithal edildiği ülkede uygunluk değerlendirmesinden geçmişse, yeniden değerlendirilme talebinde bulunulmasının engellenmesidir.
EN 45000 serisinde yer alan standardların ilk tasarıları; aynı konuya karşılık gelen ISO/IEC kılavuzundaki standardlara göre modellenmiş olmasına rağmen bugün itibariyle kılavuzlarla EN4 5000 arasında farklılıklar vardır.
ISO/IEC ve CEN/CENELEC geliştirdikleri standardların belli alanlar için aynı olmayabileceği olasılığını fark etmişler ve uyumlaşmaya gitmek üzere Viyana Anlaşması'nı imzalamışlardır. Bu anlaşmayla, varolan kılavuz ve standardların tamamen uyumlaştırılması kararına varılmıştır.
Özellikle; 1995'den sonra, uygunluk değerlendirmesi hizmeti veren kuruluşların sahip olması gereken nitelikleri ihtiva eden EN 45000 ve ISO/IEC 17000 serisi standartların hazırlanması ve uygulamaya geçilmesi, ulusal akreditasyon sistemlerinin karşılıklı tanınma anlaşmalarına taraf olacak şekilde yeterli hale gelmesi için gerekli zeminin güçlenmesini sağlamış ve buna ilave olarak Dünya Ticaret Örgütü'nün, "Ticarette Teknik Engeller" konusunda yaptığı düzenlemeler de malların küresel ölçekte serbest dolaşımını sağlamak için "tek noktada uygunluk değerlendirmesi" hedefini yakın hale getirmiştir.

2. Üretici Beyanı ve Uygunluk Değerlendirmesi Prosedürleri Arasındaki İlişki:
Üretici beyanı; üreticinin ürettiği bir ürünün, prosesin ve servisinin belirlenen gereklere uygun olduğuna dair yazılı bir teminat belgesidir. Uluslararası ticaret politikasında; üreticinin uygunluk beyanı, ürünlerin ya da hizmetin test, belgelendirme ve denetimine alternatif olarak düşünülebilir. Üretici beyanı, ulusal ve uluslararası ticarette daha az karmaşık ve daha verimli bir alternatif olarak gösterilmektedir. Fakat; bu açıdan bakılırsa, bu fikir bir yanlış anlamaya sebebiyet verebilir. Üretici beyanı; laboratuarlar, belgelendirme kuruluşları ve denetim kurumlarının yapacağı test, belgelendirme ve denetimin olmaması demek değildir.
Üretici beyanının en basit formu; üretici tarafından ürünün yada hizmetin teknik standardlara, düzenlemelere veya bütün diğer normatif dokümanların şartlarına uygun olarak üretildiğinin garanti edilmesidir. Bu tür beyanlar ISO/IEC Kılavuz 22 (EN 45014)'e uygun olarak yapılır. Bu beyanlar, bazı basit ürünler için yetkilileri ve müşterileri tatmin etmek için yeterlidir.
Üretici beyanı, ayrıca üçüncü taraf belgelendirmesine de bir alternatif olabilir. Bu durumda beyana ek olarak; üreticiden, ürününün yada hizmetinin öngörülen şartlara uygun olduğunu göstermesi beklenir. Bunu göstermenin bir yolu da belirli bir alanda yeterliliği gösterebilecek bir laboratuvar kullanmaktır. Bunun yanında alternatif olarak üreticiden; üretici beyanının kabulü için, ISO 9000 şartlarına uygun olan bir kalite sistemi veya ISO 14001 gereklerini karşılayan çevre yönetim sistemine sahip olması istenir.
Üretici beyanı kabul edildiği durumlarda, üreticiye getirilen bir diğer zorunluluk da piyasa denetimi yetkililerinin belli bir süre için(normal koşullarda 10 yıl), üreticinin şartlara uygun olarak üretime devam edip etmediğini ve üretimin kalite güvencesinin nasıl devam ettiğini kontrol edebilmesi için teknik bilgilerin bulunduğu bir dosya hazırlamasıdır.
Büyük işletmeler, uygunluk değerlendirmelerini; genelde, iyi organize olmuş kalite güvence sistemleri ve kendi akredite olmuş laboratuarlarını geliştirebilecek yetkilileri istihdam ederler. Sonuç olarak; bu kişiler yardımıyla, üretici beyanını pazara uygun olarak düzenleyebilir ve bu yetkili kişiler değişik ülkelerde veya değişik alanlarda istenilen şartları bilirler. Ne yazık ki, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) için, böyle bir durum söz konusu değildir. Küçük ve orta büyüklükteki girişimcilerin pazar girişleri için gerekli şartları araştırma olasılığı veya imkanı yoktur. Dolayısıyla KOBİ'ler için; kendi düzenekleri olsa bile, gerekli uygunluk değerlendirmesi faaliyetleri için yetkili laboratuvarları, belgelendirme kuruluşlarını ve muayene kuruluşlarını kullanmaları daha kolay, daha ucuz, daha çabuk ve daha güvenilirdir. Buradaki en önemli nokta; KOBİ'ler, direkt yada indirekt olarak büyük şirketlere bağlantılı olduğundan, ulusal ve uluslararası uygunluk değerlendirmesi kurallarından etkilenen şirketlerin büyük bir kısmını oluşturduklarıdır.
Akreditasyon kapsamında bulundurulan uygunluk değerlendirmesi faaliyetlerini yapmak için kurulan sistemler, zorunlu yada gönüllü olabilir. Bazı durumlarda; ulusal yetkililer, üretici beyanını belirli bir ürününün pazara sunulabilmesi için yeterli görebildiği halde, müşteriler üçüncü taraf tarafından gerçekleştirilecek uygunluk değerlendirmesini talep edebilirler.
Esasen; teknik hizmetin gönüllü yada zorunlu yapılmış olmasından etkilenmeksizin, akreditasyon kuruluşlarının aradığı teknik yeterlilik ve kalite güvence şartlarını daima eşit kılma gereği vardır. Laboratuvarların, belgelendirme kuruluşlarının ve muayene kuruluşlarının kalite değerlendirmesine dair düzenleyici ISO/IEC kılavuzları ve standardlarının en önemli hedefi de bu eşitliği sağlamaktır.
2.1. Piyasa Denetimi ve Uygunluk Değerlendirmesi İlişkisi
Piyasa denetimi; formal anlamda, DTÖ/TBT anlaşmasının uygunluk değerlendirmesi kısmının bir parçası değildir. Fakat, ürünlerin serbest dolaşım ve üretici beyanının gittikçe yaygınlaşan kullanımına bağlı olarak önemi gittikçe artan bir unsur halini almıştır. Buna ek olarak, DTÖ/TBT anlaşması; deney ve denetim için açık sistemleri de içerir. Bu tarz bir yapılanma; laboratuvar, belgelendirme kuruluşu veya muayene kuruluşlarının yeterliliklerini ortaya koymalarını ve diğer yönlerden de standard veya kabul gören diğer normatif dokümanlara göre uygunluk değerlendirmesi yapabileceklerini vurgular.
DTÖ/TBT anlaşmasının ve bölgesel diğer ticaret anlaşmalarının en önemli kurallarından biri de; şartlara uygun bir ürününün, serbestçe sınır dışına çıkmasına ve pazara sunulmasına izin verilmesidir. Bu şartlar; sınırdaki ürün muayenelerini ve zararlı ürünlerin piyasaya arzını önlemek için, verimli ve fonksiyonel bir pazar denetimini gerektirir. Pazar denetimi; serbest pazarın düzgün işleyişine yardımcı olmalı ve tüketici güveninin sürekli korunmasını sağlamalıdır. Aynı zamanda; pazarda bulunan ürünler, sürekli takip edilmeli ve gerekli düzenlemeleri yerine getirmedikleri takdirde uyarılmalıdırlar.
Her ülke; sahip olduğu uygunluk değerlendirmesi altyapısı tarafından ortaya konulan belge ve raporların saygınlığı ve güvenilirliği sayesinde küresel rekabette avantajlı olacağının bilinci ile uygunluk değerlendirmesi hizmetlerinin ulusal akreditasyon sistemi içinde değerlendirme altına alınmasını teşvik etmektedir. Diğer taraftan; akredite edilmemiş uygunluk değerlendirmesi işlemlerinin sonucunda hazırlanan belge ve raporlarla piyasaya giren ithal ürünlere karşı, kalite ve emniyet yönünden sorgulayıcı düzenlemeler geliştirmekte, risk düzeyi yüksek ürünlerin ise piyasaya girişini engellemektedirler. Bu yaklaşım; Dünya Ticaret Örgütünün kurallarına aykırı olarak nitelendirilmemekte, tam aksine güvenilirliği akreditasyon işlemi ile kanıtlanmamış uygunluk değerlendirmesi çalışmalarına, karşı bir anlayış hayata geçirilmektedir.
Yasal yönden, piyasa denetimi şartları; DTÖ/TBT anlaşmasının bir parçası olmamasına rağmen, bazı bölgesel anlaşmalarda ve uygunluk değerlendirmesine ilişkin karşılıklı tanınma anlaşmalarında (MRA) ele alınmıştır. Bu gereksinimler, çoğu zaman genel olarak ele alınmıştır.
3. Dünyadaki Ticaret ve Uygunluk Değerlendirmesi Sistemleri
3.1 Avrupa
3.1.1. Avrupa Komisyonu
1950'lere kadar Avrupa Komisyonu kurulduğunda ve daha sonrasında, ortak kararlarda; bazı yeni ürünlerin özellikleri, klasik yaklaşıma göre düzenlenmeye başlandı. Bu maksatla kullanılan direktiflerin teknik boyutu çok detaylı olup sadece ticaretteki engelleri kaldırmak amacıyla oluşturulmuştu. Bu düzenlemelerden sorumlu olan ulusal yetkililer; aynı zamanda AB kararnamelerine göre de bilirkişi olarak atanmış olup kararların gelişiminden ve ilerlemesinden de sorumluydular. Kararların opsiyonel olması ve ulusal yasalarla değiştirilebilmesinden ötürü bu işlem kolaylaşmaktaydı. Ulusal düzenlemeler geniş bir iç pazara sahip üye ülkeler tarafından tercih edilmekteydi. Buna karşın; AB direktiflerine göre, bütün şartlara uyan bir ürün, bütün üye ülkelerde kabul edilmeliydi. Bu tarz bir kanun gayet fonksiyoneldi fakat karar verme mekanizmasının yavaş işleyişinden ötürü, teknik gelişmelerle başa çıkmak mümkün değildi.
3.1.2. Yeni Yaklaşım ve Global Yaklaşım
Avrupa Komisyonu; ürünlerin, iç pazarda dolaşımını hızlandırmak için 1985 yılında "Beyaz Kitap"ta sunduğu programında; üye ülkelerdeki ürünlere dair yasaların uyumlaştırılmasını, yeni bir metot ve yeni bir yaklaşım olarak sundu. Bu metoda göre AB Direktifleri; hayat, sağlık ve çevrenin korunabilmesi için yerine getirilmesi gereken ana şartları belirlemeli ve bu şartlar, ürün Avrupa piyasasına sürülmeden önce yerine getirilmelidir.
Bu kararlar:
AB kararlarının amacı; gönüllü test ve belgelendirme için kullanılan sistemin kullanımını yaygınlaştırmak ve direktiflerde bulunan şartları düzenlemektir. Avrupa Komisyonu sisteminin hedefi ise; zorunlu ve gönüllü sektörlerce yapılan test ve belgelendirmenin ortak kabulüne ulaşmaktır. Zorunlu sektör; hem Avrupa Komisyonu direktiflerini hem de ulusal yasalardaki düzenlemeleri içermektedir. Kural olarak; üye bir ülke, diğer bir üye ülkede yeterli bir biçimde test edilmiş bir ürününün, yeniden test edilmesini talep etmemelidir. Bu sistemi işleyişe geçirmek için gereken ön şart; üye ülkeler arasında, uygunluk değerlendirmesi açısından güven duyulması ve değerlendirmeyi yapan ülkenin veya örgütlerin düzeylerinin bir olmasıdır. Bu sistemde yer alan kuruluşların kalitesi ve yeterliliğinin tespiti için; açık ve uyumlaştırılmış kriterlere ihtiyaç duyulmaktadır. ISO kılavuzlarını sıkı takip eden Avrupa standardizasyon kuruluşları CEN ve CENELEC tarafından ayrıntılı bir şekilde uyumlaştırılarak hazırlanmış olan Avrupa EN45000 serisi standardları halen laboratuvarlar ile belgelendirme ve muayene kuruluşları tarafından uygulanmaktadır. Bu serilerde, kuruluşları değerlendirmekte kullanılan standardlar da var olup, normalde bu değerlendirmeden sorumlu olanlar akreditasyon kuruluşlarıdır. Avrupa Komisyonu politikasının bir başka önerisi de ulusal sistemlerin kamu yada özel her tür yetkili kuruluşa açık olmasıdır. Böylece, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde açık rekabete ulaşılmaktadır; bu da verimliliğin artmasını sağlamaktadır.
Avrupa Birliğinin yeni direktiflerine göre uygunluk değerlendirmesi; sadece teknik prosedürlerle yapıldığından, özel kuruluşlar da bunu gerçekleştirebilirler. Açık bir sistem sayesinde gönüllü ve zorunlu alanlarda daha gelişmiş bir işbirliğine ulaşılabilir. Çünkü; test ve belgelendirme kuruluşları genellikle her iki alanda da aktiftir.
Avrupa Birliği yasamalarında, uygunluk değerlendirmelerinde birkaç temel prosedür kullanılmakta olup, bunlar Komisyon Kararları'nda "Modüler Yaklaşım" adı altında belirtilmektedir.
Bütün prosedürlerin tasarlanış şekli; ürünün hem tasarım aşamasını hem de üretimini kontrol edecek biçimdedir. Ana prosedürler kontrolün en basitinden en karmaşık olanına kadar her türlüsünü kapsar. Bu kontroller; üreticinin kendisinin teknik dokümanlara dayanarak ürününün yönetmeliklerdeki gerekleri karşıladığını belirttiği üretici beyanından, üçüncü taraf belgelendirmesine kadar uzanabilir. Avrupa Komisyonunu kapsamlı bakış açısının bir amacı da Avrupa endüstrisindeki kalite bilincini artırmaktır. Dolayısıyla, "Modüler Yaklaşım"ın kapsamında üreticinin ISO 9000 serisindeki standardlara uygun bir kalite güvence kontrol sistemine sahip olmasını öneren modüller vardır.
Avrupa Komisyonu sisteminde onaylanmış kuruluşlar bütün üçüncü taraf değerlendirmelerini yaparlar. Bunlar normalde; belgelendirme kuruluşları veya muayene kuruluşlarıdır, fakat bazen laboratuvarlar da bu değerlendirmeleri yapabilirler. Üye ülkeler, teknik yönden yeterli buldukları kuruluşları Avrupa Komisyonu'na bildirmeli ve bu kuruluşların uygunluk değerlendirmesi yapabilmelerini sağlamalıdır. Üye bir ülke; bir uygunluk değerlendirmesi kuruluşunu onaylanmış kuruluş şeklinde bildirmek zorunda değildi. Ancak; üye ülkeler böyle bir bildirimde bulunursa, o zaman Avrupa Komisyonu sürekli olarak onaylanmış kuruluşların yasalarda tanımlanan kriterlere uygun olarak çalıştığının kontrol edilmesini talep eder. Buna ek olarak, onaylanmış kuruluşlar faaliyetlerinden, ulusal sektör otoritelerini haberdar ederler.
Onaylanmış kuruluşlar kendi görevlerini AB Yeni Yaklaşım direktifleri kapsamına göre yaparken kamu otoritelerinin kontrolü ve sorumluluğu altındadırlar. Önceden de belirtildiği üzere, uygunluk değerlendirmesi sadece teknik faaliyetler olarak algılanabilir. Akreditasyon belgesiyle veya diğer dokümanlarla EN 45000 serisindeki standardlara uygunluğunu ve ürünle ilgili direktiflerde istenen çalışmalar için yeterince teknik yeterliliğe sahip olduğunu gösterebilen kuruluşlar, her zaman direktiflerdeki şartları yerine getirmiş sayılmalıdır.
Avrupa Komisyonunun; uygunluk değerlendirmesindeki kapsamlı bakış açısıyla, yeni yaklaşım direktifleri esas alınarak, ürünlerin işaretlenmesi için genel kurallar belirlenmiştir. Ürünlerin meydana getirebileceği muhtelif risklerden; insanların, diğer canlıların ve çevrenin korunması gayesiyle üreticiler tarafından uyulması mecburi teknik düzenlemeler hazırlanmakta ve ilgili ürün ve ürün gruplarının taşıması mecburi olan güvenlik marka ve işaretlemeleri oluşturulmaktadır Bunlardan en güncel olanı AB tarafından yürürlüğe sokulan "CE" işaretlemesidir. Bu işaretlemenin kullanılması için alınması gereken uygunluk değerlendirmesi hizmetini veren kuruluşların, ulusal akreditasyon sistemlerince akredite edilmiş olması, AB'de yaşanan bir dizi problemden sonra üzerinde mutabakat sağlanmış bir husus haline gelmiştir. Bu işaret Avrupa komisyonu zorunlu şartlarına göre ürünün bütün özelliklere ve güvenliğe uygunluğunun sağlandığını ve direktiflerdeki uygunluk değerlendirme prosedürlerinden geçirildiğinin simgesidir.
Diğer taraftan; risk düzeyi yüksek olmayan ürün ve ürün gruplarının, tüketicinin asgari beklentilerini karşılayacak nitelikte olmasını temin etmek için uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilen ulusal standartlar hazırlanmaktadır. Bugün gelinen noktada; ulusal standartların, uyulması zorunlu dokümanlar olarak kullanılması anlayışı terkedilmiştir. Ulusal/Uluslararası standartlar esas alınarak gerçekleştirilen ürün ve sistem belgelendirme türünden uygunluk değerlendirmesi çalışmaları, üretenin gönüllü olması halinde yapıla gelmekte ve çağımızın tüketicisinin güvenini kazanmakta önemli bir araç olduğu için yaygın uygulama halinde karşımıza çıkmaktadır. Bu tür uygunluk değerlendirmesi faaliyetlerinde bulunan kuruluşların verdikleri belgelerin ve kalite markalarının değeri, marka veya belgeyi veren kuruluşların akredite olmaları halinde yükseltilmektedir.
Avrupa Birliği içinde yerleşik olan ve akredite edilmiş uygunluk değerlendirmesi hizmetleri veren kuruluşlar, bu hizmetlerin piyasada yol açabileceği bir riskle karşılaşıldığında gerekli tazmin edici işlemi yapmak durumundadır. Riski tazmin etmek için ise uygunluk değerlendirmesi kuruluşlarının sigorta şirketleri ile yeterli kapsamda sözleşme yapmaları akreditayon mercileri tarafından şart koşulmaktadır. Esasen konu zincirleme bir sorumluluğun ortaya çıkması ve uygunluk değerlendirmesi türünden akredite bir hizmetin son tüketiciyi etkileyen bir risk meydana getirmesi durumunda bunun kusurlu bulunan tarafça karşılanması esasını hayata geçirmekten ibarettir.
Tüketicinin mağduriyeti, uygunluk değerlendirmesi hizmetinin yetersizliğinden doğmuş ise uygunluk değerlendirmesi kuruluşu, tazmin etme sorumluluğunu üzerine almakta ancak, kendisini akredite eden akreditasyon kuruluşunun bu konudaki bir hatalı çalışmasının olumsuzluğu meydana getirdiği görüşünde ise bu sorumluluğu akreditasyon kuruluşuna devretme gibi, hukuki teşebbüse geçme hakkına sahip olmaktadır. Akreditasyon kuruluşu ise; akreditasyon çalışmalarında esas aldığı kriterlerin yetersizliği sebebiyle olumsuzluğun ortaya çıktığı sonucuna ulaşması halinde, kendisine yansıtılan tazmin etme sorumluluğunu, uygulamış olduğu akreditasyon kriterlerini hazırlayan ve kendini tanınma anlaşmasında kabul eden uluslararası veya bölgesel akreditasyon kuruluşuna aktarmak için teşebbüse geçme imkanına sahiptir.
Bu durum tabii olarak; akredite edilmiş uygunluk değerlendirmesi hizmetlerinin bir güven ortamı oluşturmasını ve son tahlilde, tüketicinin korunduğu bir piyasanın ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
3.1.3. Avrupa Akreditasyon Birliği ( EA)
Avrupa Birliği uygunluk değerlendirmesi için yeni kurallar belirlediğinde; tercihen laboratuvar yeterliliğini belirleyen akreditasyon kuruluşları, belgelendirme kuruluşları ve muayene kuruluşları arasında, bir tür kalite güvence sistemine ihtiyaç duyuldu. Avrupa Komisyonu; ister zorunlu ister gönüllü olsun bu tip kuruluşlar arasında kalite teminatını sağlayacak bir sistem geliştirilmeliydi. Dolayısıyla; Avrupa Komisyonu, ulusal akreditasyon kuruluşlarını; birliklerini şekillendirmek, birbirlerinin faaliyetlerini görmek ve birbirlerinin sistemlerinin denkliğiyle ilgili anlaşmalar imzalamaları için bir araya getirdi.
EA'nın ortaya çıkmasından önce Batı Avrupa Akreditasyon Laboratuvarlar Birliği (WELAC ) ve Avrupa Belgelendirme Akreditasyon Kuruluşu (EAC) kuruldu. 1970'lerden beri Avrupa'daki kalibrasyon laboratuvarlarının akreditasyonu için zaten, Batı Avrupa Kalibrasyon Birliği (WECC) adında bir kuruluş vardı. Bu iki kuruluş, WECC ve WELAC, 1995 yılında birleşti ve Avrupa Laboratuvar Akreditasyon Birliğini (EAL) kurdular. Daha sonra, EAL ve EAC Kasım 1997 de birleşerek Avrupa Akreditasyon Birliğini (EA) kurdular. Bu gelişmelere paralel olarak; Avrupa 'da, belgelendirme kuruluşları ve laboratuvardaki kalite gelişimini teşvik etmek için EuroLab, EuraChem, IIOC, IQNet, CEOC.v.b bazı birlik ve teşkilatlar da kuruldu.
3.1.3.1. Amaçlar
Avrupa Akredtasyon Birliği (EA) nın en önemli amacı; üye ülkeler arasında ve üye ülkelerin akreditasyon sistemleri arasında karşılıklı güveni kurmak ve daha sonra bu güvenin kalıcılığını sağlamaktır. Bu da birbirlerinin sistemlerini, belgelerini, kendi akredite edilmiş kuruluşlarının raporlarının eşitliğini kabul eden anlaşmalar yaparak sağlanmaktadır. EA'nın test ve kalibrasyona yönelik çok taraflı anlaşmalarını şimdilik 16 üye ve belgelendirme için olan anlaşmalarını ise 15 üye ülke imzalamıştır.
Avrupa Akreditasyon Birliği (EA) aynı zamanda karşılıklı global birleşmeye ulaşmak amacıyla; dünyadaki akreditasyon kuruluşlarının bölgesel gruplaşmalarını bir araya getirmek için de çalışmalar yapmaktadır. EA'nın çok taraflı anlaşmalarını imzalayanlar, birçok ülkeden değişik akreditasyon kuruluşlarıyla test ve kalibrasyon alanında da iki taraflı anlaşmalar da imzalamışlardır. Bu ülkelerden bazıları Avustralya, Yeni Zelanda, Hong Kong ve Güney Afrika'dır. EA çok taraflı anlaşmalarını imzalayanlar, belgelendirme alanında da IAF ile çok taraflı anlaşmalar imzaladılar.
3.1.3.2. Üyelikler
AB ve EFTA ülkelerinde veya AB ve EFTA'ya üye olmaya aday ülkelerde bulunan ulusal alanda tanınan akreditasyon kuruluşları, Avrupa Akreditasyon Birliği (EA)'ya tam üye olabilirler. Diğer Avrupa ülkelerinde de onaylanan ulusal akreditasyon kuruluşları da aday üye olabilirler.
3.2. Asya ve Avustralya
3.2.1. Asya-Pasifik Akreditasyon Birliği (APLAC)
Asya Pasifikteki ulusal laboratuvar akreditasyon kuruluşlarının hızlı gelişimine ve bu kuruluşların bölgedeki işbirliğine olan anlamlı ilgisine cevap olarak Asya Pasifik Akreditasyon Birliği (APLAC) kurulmuştur. Bu birlik tarafından kullanılan dokümanlar ISO Kılavuzlarına paralel biçimde tasarlanmıştır (özellikle ISO Kılavuz 25). Resmi örgütlenme 1995 yılında, birlikte yer alan ülkeler arasında imzalanan karşılıklı anlayış muhtırasıyla başlamıştır.
APLAC'ın kurulması girişimi esas olarak, bölgedeki laboratuvar akreditasyonunu dünyada en iyi yapmak, diğer bölgesel kuruluşlarla işbirliğini kolaylaştırmak, uluslararası alanda sesini duyurmak ve herhangi bir üye ülke tarafından akredite edilen laboratuvarların kullanımını ve kabulünü sağlamak içindir.
3.2.1.1. Amaçlar
APLAC'ın resmi amaçları Mutabakat Protokolü'nde (MOU) tanımlanmıştır. Esas hedefi bölgedeki laboratuvarların teknik yeterliliğine güveni sağlamak ve böylece laboratuvar test verilerinin doğruluğuna her üyenin inanmasını sağlamaktır.
Eskiden yapılmış anlaşmalarda kişisel ilişkilerin çok büyük bir rolü vardı ve bunlar genelde kısıtlı bir kullanım alanına sahipti. Genel kabule yönelik anlaşmalar artık bu tür ilişkilerle yürümemekte olmasına rağmen; bu tür kişisel ilişkilerin tamamen göz ardı edildiği anlamına gelmemektedir. Modern karşılıklı tanıma anlaşmaları; ciddi ve şeffaf bir şekilde yürütülen teknik yeterlilik incelemelerine dayanarak hazırlanmaktadır.
3.2.1.2 Üyelik
Bölgedeki bütün akreditasyon kuruluşları ve konuya ilgi duyan diğer kuruluşlar APLAC'a üye olabilirler. APLAC'a; bütün APEC üyelerine ilaveten Hindistan, Sri-Lanka, Vietnam üyedir ve eğer talep olursa, genel kurul başka ülkeleri de aralarına kabul edebilir.
3.2.1.3. APLAC Çalışma Programı
APLAC'ın çalışma programı; 21. Yüzyılın başlarında APEC'in serbest ticaret hedefini karşılayacak şekilde laboratuvar akreditasyon kuruluşları ağının kurulmasını sağlamaya yönelik olarak hazırlanmıştır. APLAC; karşılıklı tanıma anlaşmaları (MRA) çalışmaları için sağlam bir zemin oluşturmak için öncelikle bilgi alışverişi, eğitim, beceri testleri ile uluslararası ve bölgesel irtibat gibi konulara eğilmiştir. Bu aktivitelerin en önemli hedefi ve ana amacı; bölgesel akreditasyon kuruluşları arasında ve APLAC ile diğer bölgesel birlikler arasında karşılıklı tanıma anlaşmaları geliştirmektir.
3.2.2. Pasifik Akreditasyon Birliği (PAC)
Pasifik Akreditasyon Birliği (PAC); Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeler arasında ticareti kolaylaştırmak amacıyla; akreditasyon kuruluşları ve diğer ilgili kuruluşların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Esas hedefi; belgelendirmeyi uluslararası düzeyde tanıtmak ve yönetim sistemleri, ürünler, hizmetler, personel ve diğer uygunluk değerlendirmesi programlarının kayıtlarını oluşturmaktır.
3.2.2.1. Amaçlar
PAC; çok taraflı karşılıklı tanıma gruplarının gelişimini teşvik etmekte ve faaliyetlerini düzenli olarak izlemektedir. Böylece; yönetim sistemleri, ürünler, hizmetler, personel ve benzeri uygunluk değerlendirmesi programlarının akreditasyonun karşılıklı tanınmasına olanak sağlamaktadır. Faaliyetler, ilgili ISO Kılavuzlarına uygun bir şekilde yürütülmektedir.
PAC ayrıca; bölgedeki akreditasyon kuruluşlarının gelişimini destekler ve teşvik eder. Böylece; akreditasyon kurumunun olmadığı ülkelerde akreditasyon hizmetleri için bir ön hazırlık yapılmış olmakta ve APEC'in bölgede karşılıklı tanıma hedefine ulaşmak için yaptığı çalışmalara da destek vermektedir.
3.2.2.2. Üyelik
PAC'ın Ocak 1996'da; Asya, Avustralya ve Kuzey Amerika'da 17 tane üyesi vardı. PAC'a tam üyelik; Asya Pasifik Ekonomi Birliğine (APEC) üye ülkelerde kurulmuş ve çalışmakta olan; yönetim sistemleri, ürünler, hizmetler, personel veya benzer programlarda hizmet veren tüm akreditasyon kuruluşlarına açıktır. 1996 Haziranında PAC yönetimi; PAC MLA'sını hızlandırmak için IAF Karşılıklı Tanıma Doküman ve Prosedürlerini uygulamaya karar vermiştir. Bu uygulamanın sebebi PAC-MLA üyelerinin dünya çapındaki IAF-MLA' ya da kabul olmalarını ve böylece QSAR programına girebilmelerini sağlamaktır. PAC, IAF-MLA dokümanları ve prosedürlerinin gelişiminde IAF ile işbirliği yapmış ve bu prosedürler Haziran 1997'de uygulanmaya başlanmıştır. PAC'ın 6 üye akreditasyon kuruluşu PAC-MLA'ya katılmak için başvurmuş olup, yine aynı altı kurum IAF-MLA'ya üye olmak için de başvuruda bulunmuştur.
3.3. Kuzey ve Güney Amerika
3.3.1. Amerika Akreditasyon Birliği (IAAC)
Amerika Akreditasyon Birliği (IAAC); uygunluk değerlendirmesi kuruluşları yoluyla Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri veya ülke blokları arasında, ticari yatırımları kolaylaştırmak için; akreditasyon kuruluşları, belgelendirme kuruluşları, muayene kuruluşları, deney ve kalibrasyon laboratuvarları ve diğer ilgili kuruluşlar tarafından kurulan bir birliktir. IAAC 1996 yılında 17 ülkeyi temsil eden 45 delegenin katılımıyla yapılan bir toplantıda kurulmuştur. Bu toplantıda Mutabakat Protokolü'nün (MOU) tam üyeleri ve aday üyelerinin imzalarıyla, karşılıklı tanıma anlaşmalarının sağlanması için çalışmalar yapılmasına karar verilmiştir.
Bütün akreditasyon kuruluşları ve müşterileri; akreditasyon, belgelendirme ve deneylerle ilgili faaliyetlerini ISO Kılavuzlarına göre yaparlar.
3.3.1.1. Amaçlar
IAAC'nin hedefi akreditasyon sistemlerinin ve programlarının eşitliğini esas alarak, akreditasyon kuruluşları tarafından verilen akreditasyonların uluslararası kabulünü uluslararası akreditasyon ağıyla ve diğer bölgesel akreditasyon üye kuruluşlarıyla işbirliği halinde çalışarak hızlandırmaktır. Aynı zamanda uygunluk değerlendirmesinin, deney ve kalibrasyon sonuçlarının uluslararası arenada kabulünü sağlamaktır.
3.3.1.2. Üyelik
IAAC, şimdilik Güney ve Kuzey Amerika'daki ülkelerden 10 tam üye ve 5 aday üyeye sahiptir.
3.4. Dünyadaki Akreditasyon Örgütleri
3.4.1. Uluslararası Akreditasyon Forumu (IAF)
Uluslararası Akreditasyon Forumu (IAF), belgelendirme kuruluşlarının akreditasyonu ile ilgilenen kuruluşların oluşturduğu dünya çapında bir organizasyondur.
Ocak 1993'teki ilk kuruluş toplantısından beri IAF çalışma programını, üç tanesi resmi olmayan, her biri IAF temsilcilerinden oluşan çalışma gruplarının çabalarıyla sürdürmektedir. Birinci grup, ISO/IEC Kılavuzlarını ve benzeri dokümanları yorumlayan dokümanlar hazırlamaktadır. İkinci grup ise, çok taraflı anlaşmaları (MLA) yapmak için gerekenleri ve prosedürleri hazırlamaktadır. Üçüncü grup, birçok değişik konuyla ilgilenmiş olup, bunlar; çevre yönetim sistemleri standardlarına organizasyonunun adaptasyonu için gerekenlerin tedarik edilmesi, satıcının tetkik belgelemesine güven, sistem standardlarının ve spesifik aplikasyonlarının tasarımı ve program veriminin değerlendirilmesi için bir ölçüm şeklinin tasarlanmasıdır. Çalışma gruplarının çalışması ve sonuçları, hangi işlerin bittiğine ve yenilerinin başlangıçlarına karar verilen ara-yıl genel toplantılarında gözden geçirilir. IAF kendisini MLA grup sorumluluğunun artan taleplerine karşın yeniden nasıl yapılandırabileceği üzerinde çalışmaktadır.
3.4.1.1. Amaçlar
IAF'nin hedefleri;
3.4.1.2. Üyelik
Akreditasyon kuruluşları ve akreditasyon kuruluşlarının bölgesel grupları IAF'ye tam üye olabilirler. IAF genel komitesinden çıkan kararlara bağlı olarak belgelendirme/kayıt sisteminin kullanımına veya geliştirilmesinde rol alan diğer örgütler de aday üye olabilirler.
3.4.1.3. IAF ve Kalite Sistemi Değerlendirmesinin Tanınması (QSAR)
IAF üyeleri; ISO/IEC tarafından, kalite sistemi değerlendirme tanınması (QSAR) için bir program geliştirmek üzere davet edilmiştir. Buna göre; bir ülkedeki akreditasyon kuruluşu tarafından verilen ISO 9000 belgesini, bu programda akreditasyon kuruluşu bulunan diğer üye ülkeler de kabul etmelidir. ISO ve IEC bu programın detaylarıyla ilgilenirken, IAF akreditörleri de onlara ISO/IEC akreditörleriyle kanun önünde aynı hakları tanıyacak kendi MLA değerlendirme sistemlerinin gelişimiyle ilgilenmektedir. IAF, Ocak 1998'de kalite sistemlerinin belgelendirilmesi alanında ilk çok taraflı anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşmayı; Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa ve Kuzey Amerika'dan 18 akreditasyon kuruluşu imzalamıştır.
3.4.2. Uluslararası Laboratuvar Akreditasyon Birliği (ILAC)
Uluslararası Laboratuvar Akreditasyon Birliği, dünyadaki laboratuvarların ve muayene kuruluşlarının akreditasyonuyla ilgilenen kurumlar topluluğudur. Dolayısıyla ILAC uygunluk değerlendirmesi konusunda dünyadaki bütün organizasyonlarla bağlantı halindedir. Bundan dolayı, Uluslararası Standardizasyon Örgütü (ISO) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile uzun süredir bağlantıları bulunmaktadır.
3.4.2.1. Amaçlar
ILAC'ın amaçları;
3.4.2.2. Üyelik
Tam üyeler; ISO/IEC kılavuzlarındaki şartları yerine getiren, dolayısıyla çok disiplinli bir laboratuvar akreditasyon hizmeti yapabilen kuruluşlardır.
Uygun akreditasyon sistemi geliştirme çabasında olup, akreditasyon tecrübesi olmayan organizasyonlar ya da ekonomiler veya bu tip bir sistem kurma hedefinde olanlar, aday üye olarak ILAC'a katılabilirler.
ILAC, hedefleri kendi hedeflerine uygun olan uluslararası örgütlerle iletişim halindedir. Dolayısıyla; bu tip kuruluşlar için (BIPM, ISO, IEC, IAF, OIML ve DTÖ) bir üyelik kategorisi tasarlanmıştır. ILAC; uluslararası, bölgesel ve ulusal laboratuvarlar akreditasyonu kuruluşları için üyelik olanağı sağlamaktadır.
3.5. Ticaret Örgütleri ile Akreditasyon Birliklerinin İlişkileri
